|
EBRU
VE
EBRU
Şu alemde sabra şayan güzellikler gördüm
Taş taş değildi sanki mâna kuyusu
Renklerde şekil buldu sevdanın en durusu
Bir aşktır ebru tektir Tek'i sevdirir
Bazen hüzün ; hüzne salar, bazen elest
anına getirir.
Allah'ın Zat'ındandır kitre ve kusurdan
münezzehtir.
Bir gül dalının ucunda yeşeren filiz
Çağırır bütün çiçekleri nerdesiniz?...
Şekil bulur düşer yüreğinden damla damla
suya
Seyre dalarsın Zat'ına doya doya...
Bir mistik rûya, bir hayal yelkeni ve
Esmanın her harfi
Ruhum 'su'yun susuzu "Nakş-ı Ber-âb"
ilmek ilmek
İlahî, ne güzel şey seni san'atla
sevmek !...
AYŞE
ÇALIŞ*
*Bu
şiir ebruzen bir sanatkarın
gönlünden bize ulaşmıştır. Size de ulaşsın istedik.

EBRU
Ebru, kâğıt üzerine, özel yöntemlerle yapılan
geleneksel bir süsleme sanatıdır. Ebru sözcüğüne köken olarak, bulut
anlamına gelen Farsça “ebr” sözcüğü gösterilmektedir. Bu sözcükten
türetilen ve “bulut gibi” ya da “bulutumsu” anlamına gelen “ebri”
sözcüğü Türkçe'de değişerek “ebru” biçimini almıştır. Gerçekten de ebru
bulut izlenimi uyandıran bir görünümdedir. Ebru sözcüğü bir başka görüşe
göre “yüz suyu” anlamına gelen Farsça “âb-rûy” tamlamasından
gelmektedir.
Ebru sanatının ne zaman ve hangi ülkede ortaya
çıktığı bilinmemekle birlikte bu sanatın doğu ülkelerine özgü bir
süsleme sanatı olduğu kesindir. Bazı İran kaynaklarında ilk kez
Hindistan'da ortaya çıktığı yazılıdır. Hindistan'dan İran'a, oradan da
Osmanlılar'a geçmiştir. Gene bazı kaynaklara göre de ebru Türkistan'daki
Buhara kentinde doğmuş ve İran yoluyla Osmanlılar'a geçmiştir. Batıda
ebru “Türk Kâğıdı” diye adlandırılır.
Ebru Uygulaması
Ebrunun yapılışı oldukça zevkli ve sabır
isteyen bir iştir. Önce uygun bir kâğıt seçmek gerekir. Çünkü her kâğıda
ebru yapılmaz. Kâğıt, boyayı iyice emecek nitelikte ve dayanıklı
olmalıdır. Eskiden hattatlar (güzel yazı ustaları) yazı yazmak için
yüzeyine “ahar” denen özel karışımlı (nişasta ve yumurta akı) bir sıvı
sürülen ve bu yüzden “aharlı” denilen kâğıt türünü yeğlerlerdi.
Ebrucular ise bu tür kâğıtlar boyayı iyi emmediği için “aharsız” da
denen ham kâğıt kullanırlardı.
Ebru yapmak için genellikle dikdörtgen
biçiminde, büyükçe ve yayvan bir tekne gerekir. Geven denilen otun
gövdesinden elde edilen ve beyaz renkli bir tür zamk olan kitre, belli
bir oranda, suyla bir kabın içinde karıştırılır. Kitre yerine salep,
keten tohumu, ayva çekirdeği, gazyağı gibi birçok değişik madde de
kullanılmaktadır. Kitre ile yapılan bu karışım 12 saat kadar bekletilir
ve zaman zaman karıştırılır. Kitre bu süre sonunda erir ve karışım boza
kıvamını alır.
Daha sonra küçük fincanlarda ebru için boya
hazırlanır. Bu amaçla kullanılacak boya çok ince toz haline getirilmeli
ve suda eriyip dağılmayan bitkisel ve kimyasal boyalardan olmamalıdır.
Fincanda su ile iyice karıştırılarak sıvılaştırılan boyalara ayrıca iki
kahve kaşığı taze sığır ödü katılır. Bu işlemin amacı iyice ezilmiş
boyanın dibe çökmeden yüzeyde kalmasını sağlamaktır. Bu biçimde
hazırlanan değişik renkteki boyalar özel tekneye boşaltılmış olan boza
kıvamındaki sıvının yüzüne serpilir. Yüzeyde birikintiler halinde kalan
bu boyalar daha sonra tahta bir çubukla karıştırıldığında ya da
yayıldığında şaşırtıcı ve ilginç desenler ortaya çıkar. Ayrıca
hazırlayanın isteğine göre belli desenler de elde edilebilir. Bu
desenlerin üzerine yatırılan özel kâğıt, 5-10 saniye sonra, iki ucundan
tutularak kaydırmadan ve oynatmadan, kitap sayfası açar gibi bir yana
doğru kaldırılır. Kâğıt, boyalı tarafı üste gelmek üzere uygun bir yere
serilerek kurutulur. Böylece ortaya binlerce ayrıntı ve renk taşıyan
desenler çıkar. Eğer, bu desenlerin arasına bir yazı ya da herhangi bir
çiçek motifi yerleştirilmek istenirse, başka bir yöntem uygulanır. Yazı
ya da motif, bir kâğıda yazılır ya da çizilir. Keskin bir araçla
kenarları kesilip kalıp çıkartılır ve ebru kâğıdına zayıf bir
yapıştırıcı ile yapıştırılır. Kâğıdın, yapıştırılan desenin bulunduğu
yüzeyi yukarıda anlatıldığı gibi teknenin içine yatırılır. Elde edilen
ebru kuruduktan sonra, hafifçe yapıştırılmış olan bölüm sökülünce yazı
ya da motiflerin yerleri boş kalır. Bu yöntem hattat ve ebru ustası
Necmeddin Okyay (1883-1976) tarafından bulunduğu için bu yöntemle
yapılan ebrulara “Necmettin Ebrusu” denir. Ebrunun “battal ebru”,
“taraklı ebru”, “çiçekli ebru” gibi daha birçok türü vardır.
Ebru ciltçilikte ve hattatlıkta çok
kullanılırdı. Bazen elde edilen ilginç ve güzel desenler bir tablo
görünümünde olduğu için bu amaçla da kullanıldığı oldu. Türkler'den
Hatip Mehmed Efendi (18.yüzyıl), Şeyh Sadık Efendi (19.yüzyıl), Bekir
Efendi (20.yüzyıl başları) gibi çok usta ebru sanatçıları yetişmiştir.
Bu sanatın Necmeddin Okyay'dan sonra yetişen son ustaları arasında
Mustafa Düzgünman (doğumu 1920) ve Niyazi Sayın (doğumu 1927) özellikle
anılabilir.

Timuçin Tanarslan -ebruzen-
Türk
sanat tarîhinde özel bir yeri olan ebru, bizim güzellik anlayışımızdan
doğup, bizim güzellik anlayışımızla gelişmiş, kağıt sanatımızın en
önemlilerindendir.
Ebru bir takım tabii güzellikleri, tabiattaki oluşumlarına mümkün olduğu
kadar sadık kalarak ve gönülden gelen bir renk coşkusuyla su üzerine
nakş edip, oradan kağıda aktarma ve kağıt üzerinde yaşatma sanatıdır.
Görmek isteyen bir gözle bakıldığında insana bazen gökyüzünde ahenkli
bir bulut kümesi, bazen bir mermer kesitindekî hareli billurlar veya bir
damar, bazen suya susamış toprağın yüzündeki çatlaklar manzumesi, bazen
bir avuç kumda oluvermiş ahenkli bir desen, bazen rengarenk bir çiçek
bahçesi etkilerini aktarabilen ve sanatkara sonsuz anlatım imkanları
sağlayan, her devre uyan bir sanattır.
Arifi'nin 1539-1540 tarihli Gûy-ı Çevgan adlı eseri (Topkapı
Sarayı, hazine 845'te kayıtlı), ebruculuğumuzun tarihi açısından
önemlidir. Bu eserin her yaprağının kenarı ebrulu olup, Türk ebruculuk
tarihinin bu tarihten evvel başladığım, yine ebru hakkındaki bilgilerin
bir araya getirildiği 1608 tarihli Tertib-i Risale-i Ebri'deki bilgilere
dayanarak, bu sanatın en az 500 yıldan eski bir Türk sanatı olduğunu
söyleyebiliriz. Ebruyu ebru yapan, şuurla kullanılan katkı maddelerinin
yarattığı kontrollü etkidir. Bu suretle boya tanecikleri
sıkıştırılabilir ya da dağıtılabilir. Kitrenin kıvamı, boyanın tabiatı,
boya-su oranı, kullanılan ödün cinsî ve miktarı, boyayı tekneye atan
elin tecrübesi, kazandığı maharet ebrucuyu gönlünden geçen, hayalinde
canlanan sonuca ulaştınr.
Ebru
yapımında kullanılan ana malzemeler; su, tekne, kitre, fırça, öd, kağıt
ve boyalardan müteşekkildir. Ebru, tekneyi dolduran laleli, papatyalı,
çiçekli ebrularıyla başlı başına bir güzel sanat olmak hüviyet ve
asaletin!, belki ancak yaşadığımız yüzyılda kazanacaktır.
Doğu
sanatlarında usta-çırak düzeni, maalesef kaybetmekte olduğumuz, hatta
kaybettiğimiz en kıymetli sanat aktarma ve yaşatma yoludur. Bu sistem
her ne pahasına olursa olsun ihya edilebilir. Kaybetmek üzere olduğumuz
bu güzel sanatımızın, organize müdahaleye ihtiyacı vardır. Ebru sanatı,
gelecek nesillere aktarılmadır; ama kişiden kişiye özel gayretler veya
lütuflar île değil. Mesela, Güzel Sanatlar Akademisi'nde, bazı
fakültelerde, hatta devletin diğer okullarında planlı, programlı olarak
ele alınmak suretiyle...
Batı
dünyasında artık ebru teknesinden yağlıboya, guaj veya suluboya taklidi
resimler çıkıyor. Yenilikler elbette denenmeli. Ama, lütfen... Lütfen
yenilikler uğruna ebru sanatının özelliklerinden ve güzelliklerinden
taviz vermeyelim.
GELENEKSEL TÜRK SANATLARI İÇİN BİR REHBER:
Bu sayfamızdan Geleneksel Türk
Sanatları'ndan bazılarına ilişkin edindiğiniz bu bilgiler
TDV tarafından yayınlanan "Günümüz Sanatçılarından Türk-İslam Sanatı
Örnekleri" kitabından alınmıştır...
|