“ …

Tezhib , ruhun Allah’a doğru akışını “billurlaştırır”
ve Allah Kelamı’nın kutsal varlığından ortaya çıkan
ruhun yeniden bütünleşmesinde bizzat yardımcıdır.
Tezhib , kutsal metnin okunmasından ortaya çıkan
manevî enerjinin görselleşmesini mümkün kılar;
böylelikle o, sayfanın kenarında bulunurken,
hatt bizzat metni oluşturur.
Tezhib, Kutsal Kelam’ı çevreleyen hâle ve
Nur’un Kelam’ı olan Kelimenin varlığını oluşturan nur gibidir.
…”

Prof.Dr.Seyyid Hüseyin Nasr

***

TEZHİB

Tezhib sözcüğü Arapça’da “altınlama” anlamına gelir. Kelimenin kökü olan “ze-he-be” Arabça’da altın anlamındadır. Bununla beraber tezhib yalnız altınla değil günümüzde boya ile de yapılmaktadır. Bugün genellikle uygulanan teknikler altın ve boyanın terkibine dayanmaktadır. Tezhib sanatı geçmişte daha çok el yazması  değerli kitab sayfalarını süslemekte kullanılırken bugünkü uygulamalar daha çok  hat levhalarında yazının etrafını  süslemede dekoratif maksat ile kullanılmaktadır.

Tezhib doğuda olduğu kadar batıda da uygulama alanı bulmuş bir sanattır. Özellikle ortaçağda Hıristiyanların kutsal metinlerini, dua kitaplarını süslemede yoğun biçimde kullanılmıştır. Ama zaman içerisinde kitaplarda da resim öne çıkmış, tezhib yalnızca başlıklardaki büyük harfleri süslemekle sınırlı kalmıştır.

Türkler’de tezhibin geçmişi Uygurlar’a kadar uzanır. Mani dininin Uygurlar arasında yayıldığı 9. yüzyılda tezhib sanatı da görülmeye başlanmıştır. Bu dönemde İslam ülkelerinde de tezhib yaygın bir sanattı. Anadolu’ya Selçuklular’ın getirdiği tezhib sanatı, en gelişkin dönemini Osmanlı Devleti zamanında yaşamıştır.

Öte yandan 15. yüzyılda Mısır’da Memlûk sanatçıları ayrı bir üslup geliştirmişler, aynı dönemde İran’da ve ardından Timurlular’ın egemen olduğu Herat, Hive, Buhara, Semerkand gibi merkezlerde tezhib sanatı büyük gelişme göstermiştir. Herat’ta geliştirilen üslup daha sonra da İran tezhib sanatını büyük ölçüde etkilemiştir.

Osmanlı sanatçıları da 15.-16. yüzyıllarda İran’la artan ilişkiler sonucunda Herat Okulu’nun birçok özelliğini eserlerinde kullanmış, yeni terkiblere ulaşmışlardır. 18. yüzyılda Osmanlı ülkesinde klasik tezhib sanatı gerilemeye yüz tutmuş, klasik motiflerin yerini Batı sanatının etkisiyle kaba süslemeler almaya başlamıştır. 19. yüzyılda ise mimaride baskın hale gelen  batı etkisi tezhibe de tüm ağırlığı ile yansımıştır. Bu dönemde , klasik sanat eserlerinde  tek tek  kullanılan çiçek motifleri vazolar, saksılar içinde buketler halinde görülür olmuş; tezhibin asalet ve özgünlüğü yitirilmiştir.

Günümüzdeki tezhib sanatçıları ise yeniden klasik dönem tezhibine dönerek bu eşsiz sanatı asliyetine uygun bir çizgide yeniden canlandırmışlardır.